E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
MARİNSU İZOLASYON
METXY
INTERNATIONAL PAINT
MEGA TACHT TRANSPORT
ETAP MARINE
BODRUM MARİNA

Türk Tipi Tırhandilin Son Üreticilerinden Biri: Mustafa Özkeskin

Türk Tipi Tırhandilin Son Üreticilerinden Biri: Mustafa Özkeskin

9 Şubat 2018 Cuma / 11:10 | YAPIMCI189 kez okundu

Geleneksel Türk tipi tırhandil üretiminin son temsilcilerinden biri Mustafa Özkeskin. Bodrum’da tüm zorluklara rağmen geleneksel yapım metotlarıyla tekne yapmaya devam eden Mustafa Özkeskin’le, geleneksel ahşap tekne yapımını konuştuk...

Mustafa Özkeskin, 1978 Bodrum doğumlu, Girit göçmeni denizci bir ailenin çocuğu. 1995’e kadar 2 teknesiyle “Mavi Yolculuk” yapan babasının tırhandilinde denizciliğe merak salan Mustafa Özkeskin, 2002 yılından bu yana, geleneksel yapım metotlarıyla, gövdelerinin tamamı yerli ağaçlardan yapılan Türk tipi tırhandiller üretiyor. Şu ana kadar 19 tekne yapan Mustafa Özkeskin’le geleneksel ahşap tekne yapımını konuştuk. 

Bugün Türkiye’de yapılan geleneksel yığma teknelerin neredeyse yüzde doksanında; yanlış inşa teknikleri, yanlış malzeme kullanımı, yanlış ve hatalı formlar, tekneyi

inşa ederken acele etme ve bilgi eksikliğinden kaynaklanan hatalar görüldüğünü söyleyen Özkeskin, “İşi bilen bir Norveçliye yahut İtalyana, ‘bu da bizim teknemiz’ diye göğsümüzü gere gere gösterebileceğimiz düzeyde form, inşa, malzeme ve işçilik kalitesi olan geleneksel yığma teknelerimizin sayısı, Türkiye’nin karasuları ve nüfus oranıyla mukayese edildiğinde acınacak ve üzülecek seviyededir” diyor.

Yaptığı tıhandillerin 30 ila 35 knot havalarda saatler süren yarışları defalarca yaptığını sözlerine ekleyen Özkeskin, şöyle devam ediyor: “Bu özellikleri taşıyan 10 metre bir tekne 3 kişiyle yaklaşık 10-11 ayda yapılır. 3 tane ustanın 11 aylık masrafı ve bu adamlara 11 ay boyunca çalışacağı uluslararası standartlarda malzeme temini göz önünde bulundurulduğunda maliyetler çok yükseliyor. Bu da işini severek yapan biri için işkenceye dönüşüyor. Çünkü çoğu zaman teknenin müşterisi yeterli denizcilik ve tekne bilgisinden mahrum oluyor ve maliyeti aşağıya çekmeye çalıştıkça teknenin güzelliğinden ve sağlamlığından ödün verdiğinin farkında bile olmuyor. Tekneyi inşa eden bunu izah etmeye çalıştığında ise maalesef daha çok para almaya çalışan usta durumuna düşüyor”

“Vaziyet böyle olunca siz geleneksel teknelerin yaşaması için uğraşan bir ‘Don Kişot’ haline geliyorsunuz. Halbuki geleneklerimiz bizim toplumsal hafızamızdır, bizim yaptıklarımıza sadece geleneksel tekne olarak bakmak en büyük hatadır. Geçmişle bağımız bir kere koparsa bir daha canlanmaz.”

“Biz maalesef bu kuşağın son temsilcileriyiz. Yaptığımız tekneleri açık havada, kışın ayazı, yazın sıcağı yiyerek, toprak zeminde yapıyoruz. Maalesef kapalı bir hangar ve modern bir sistem kuracak parayı bu meslekten kazanamadık. Zaten tek işimiz bu olsa, bugüne kadar sürdürmemiz de mümkün olmazdı. Aileden gelen başka işlerden bunu takviye ederek devam edebiliyoruz. Sürekli araştırıp, daha önce yapılan hatalardan dersler çıkarıp, boş zamanlarımda tersane ve limanları gezip, yayınları takip edip kendimi geliştirerek ilerliyorum. Bu nereye kadar sürer? Bir fikrim yok. Tek bildiğim: geleneksel ahşap tekne yapan son temsilcilerden biri olduğum ve gittiği yere kadar devam edeceğim.”