E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
MEGA TACHT TRANSPORT
MARİNSU İZOLASYON
BODRUM MARİNA
INTERNATIONAL PAINT
METXY
ETAP MARINE

Hem Eğlenelim, Hem Yarışalım da Nasıl Olacak?

Hem Eğlenelim,  Hem Yarışalım da  Nasıl Olacak?

26 Ağustos 2014 Salı / 16:22 | YORUM148 kez okundu

Serdar Bapoğlu
www.turksail.com



Kıyasıya yarışmanın, sıkı bir rekabetin olduğu yarışların tadına doyum olmaz… Ama zaman zaman bu heyecana “eğlenceyi” de katmak, ortamı renklendirmek, çevrenin ilgi ve dikkatini çekmek de hoş bir fikir… 
Ne var ki organizasyonlar planlanırken “eğlence” ve “yarış”ın birbirinden ayrılması gerekiyor. Yoksa işler karışıyor.
Yılın yarışlarını renklendirmek için bazı etkinlikler “festival” ya da “şenlik” amacıyla hazırlanıyor. İstanbul’da “BMW Bosphorus Sailing Fest”, Bodrum’da “Famous Cup” bunun seçkin örneklerinden.
Benzer etkinliklerin temel hedefi, yaratacağı coşku ve yarışsın, yarışmasın oldukça geniş bir kesimin ilgisini denize ve yelkene çekmek, bu sporun bilinirliğini arttırmak ve olabildiğince fazla katılımı sağlamak.
Ama bir yerlerde hata ediyoruz… “Eğlencelik” etkinliklere de “IRC kuralarını” yapıştırıyor ve sonra da bunun acısını çekiyoruz.

İstanbul Bosphorus Sailing Fest
BMW Bosphorus Sailing Fest’ten başlayalım…
Etkinliğe katılacak ekipler için hazırlanan 7’şer sayfalık Yarış İlanı gerçekten “fazla” ve “amacına uygun olmayan” ayrıntılar içeriyordu. “7’şer sayfa” dedik, zira “IRC sınıfları” için ayrı, “Yelken Tutkunları” için ayrı ilanlar hazırlanmıştı.
Ancak borda numaraları ya da yelken numaraları olmayan bazı tekneler içinden çıkılamaz karışıklıklara yol açtı, bu nedenle sonuçlar defalarca değişti. Oysa buna hiç gerek yoktu. Amaç, İstanbul Boğazı’na olabildiğince fazla sayıda tekne getirmek ve tıpkı Far Barcolana’da olduğu gibi “toplu start” vermekti. 
Filo ikiye ayrıldı, IRC sınıfları ve Tekne Tutkunları için farklı rotalar oluşturularak “kalabalık” bölündü. Oysa tümünün bir arada start edebileceği bir format düşünülebilirdi. Bunun için de Yarış İlanı basite indirgenebilir, zorunlu birkaç temel madde ile sınırlandırılabilirdi. 
O güne kadar hiç yelken açmamış bir tekne için 7 sayfalık Yarış İlanı zaten yeterince “ürkütücü” idi. Üstelik TCC değeri ile yapılan sınıf ayırımı sonucu bazıları “yarış dışı” kaldı. Oysa tipi ve sınıfı ne olursa olsun tekne sahiplerinin eşlerini, çocuklarını, komşularını ve arkadaşlarını yelken yapmaya çıkarabileceği iyi bir fırsattı.
Sonuçta kayıt veren tekne sayısı yaklaşık 150’de kaldı. Bu “iyi bir sayı” olarak değerlendirilebilir ancak “emsali” Trieste’de yapılan Barcolana yarışına bakıldığında 2.500’ün üzerindeki katılımın yanında “ezik” kaldığı görülecektir. Üstelik Barcolana’da derece sıralaması da söz konusu değil. Çünkü önemsenen “yarış” değil, “start”.
Dolayısıyla, 2015’in Bosphorus Fest’ini planlarken bu noktaları göz önüne almakta yarar var. Yarış yerine ekipleri öncesinde ya da sonrasında Bebek Parkı’ndaki etkinliğe dahil etmek, tekneleri kıyıya yanaştırmak, halktan göreceği ilgiyi de olumlu yönde etkileyecektir.  



Bodrum Famous Cup
Şimdi İstanbul’dan Bodrum’a geçelim ve Famous Cup’a bir göz atalım…
İki eski dost ve “kapı komşusu” Marina Yacht Club Bodrum’un patronu Şenkar Öztüzün ile BAYK’ın komodoru Ömer Karacalar tarafından 9 yıl önce temeli atılan Famous Cup, olağanüstü bir fikir.
Sinema, sahne, tiyatro, moda, medya, sosyete dünyasından, kısaca toplumun yakından tanıdığı yüzleri yarışlara dahil etmek, onları yarışan ekiplerin arasına yerleştirmek gerçekten “parlak” bir düşünce ürünü.
Nitekim son iki yıldır bu coşkuya Vodafone Red ve HTC de katıldı, destek verdi. Neticede “ünlüsü bu kadar bol” bir etkinlik doğal olarak medyanın dikkatini de üzerine çekecekti. 
Ama yine “eğlence” ile “yarış” birbirine karıştırılmıştı. Medyaya uygun “malzemeler” temin etmek yerine dikkatler yine yarışa odaklandı. Tek fark, şamandıra yarışı yerine planlamanın “daha esnek” coğrafi rotaya göre yapılmasıydı.  
Halbuki, IRC kuraları yerine “özel kurallar” oluşturulup, ünlüleri de “konu mankeni” olmaktan kurtarıp, olayın içine çekmek eminiz medyanın daha fazla dikkatini çekebilirdi. 
Son yarışta, ünlülerden biri kendini denize attı, atladığı tekne protesto edildi, diskalifiye ile cezalandırıldı, derece şansını kaybetti… Bu “beklenmedik” ve “ilk kez” yaşanan olay medyanın ne denli dikkatini çekti, nasıl bir yansıma buldu tartışılır. 
Oysa ünlü kişi “denize atlayabilirdi”, bu mizansen olarak planlanabilirdi. Ya da ünlülerden biri helikopterden sarkıtılan iple tekneyi “terk” edebilir, kitesurf ile aralarda dolaşabilir, tekneler arasında “bayrak yarışı” yapılabilirdi. Örnekleri biraz düşünerek çoğaltabilmek mümkün.
Sonuçta ödül töreninde çekilen “toplu resim” dışında Famous Cup çok daha cazip motiflerle süslenebilecekken, “protesto duruşmasına”, “tanık dinlemeye”, “itiraz hakkı kullanmaya”, kızgınlık ve küskünlükler yaratmaya ne gerek var? Bunlar ulusal medyayı hiç ilgilendirmeyecek, “kapalı devre” ayrıntılar.  

Yaşanan Olay ve Bir Karşılaştırma
Gelelim bir diğer önemli ayrıntıya… 
İster “yarış” olsun, ister “eğlence”, güvenlik açısından tekneye çıkacak kişileri “tanımamız” gerektiğini anladık. Üstelik değineceğimiz noktaya da güvenliği “en üst seviyede” uygulayan Bodrum’da tanık olduk.
Tekneye konuk olarak binen tiyatro sanatçısı ve Vodafone Red’in tanıtım yüzü Ümit Erdem’in “Anksiyete sorunu” olduğu, kendini ansızın denize attıktan ve Bodrum Deniz Kurtarma tarafından sudan alındıktan sonra öğrenebildik.  
Böyle bir olayın yaşanmaması için ne yapılması gerektiğini somut bir örneğe dayanarak aktaralım.
Alvimedica’nın bu yıl Volvo Okyanus Yarışı’na katılacağı yeni teknesi VO65’i suda görmek için İngiltere Southampton’daki Green Marine’e gittiğimizde hepimize iki sayfalık formlar doldurtuldu.
Formdaki sorulara ve istenen bilgilere kısaca bir göz atalım:
- Daha önce böyle bir deneyim yaşadınız mı?
- Hiç yelkenli bir teknede seyre çıktınız mı?
- Herhangi bir rahatsızlığınız / hastalığınız var mı?
- İlaç kullanıyor musunuz?
- Yaşınız, boyunuz, kilonuz nedir?
- Acil bir durumda haber verilmesi gereken kişiler ve telefon numaraları
- Adresiniz ve telefon numaranız
Ardından verilen offshore tulumları giydik, offshore can yeleklerini kuşandık.
Southampton’dan Brest’e ya da başka bir limana gitmeyecek, dahası açık denize bile çıkmayacak, topu topu limanın açığında iki millik bir parkurda yarım saat dolaşacaktık. Bu uygulama bize biraz “abartılı” gelse de “boşuna değildir” diyerek sesimizi çıkarmadık. Ne kadar doğru olduğunu ise Bodrum’da yaşanan “tekne terk” olayında gördük.
Aktarması ve önermesi bizden. Uygulamak ya da uygulamamak organizasyonların tercihine kalmış…