E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
MEGA TACHT TRANSPORT
METXY
ETAP MARINE
BODRUM MARİNA
INTERNATIONAL PAINT
MARİNSU İZOLASYON

Yat Tasarımı Eğitiminde Türkiye’nin Yeri

Yat Tasarımı Eğitiminde Türkiye’nin Yeri

18 Ekim 2011 Salı / 11:58 | YORUM216 kez okundu

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Aziz Göksel
T. C. Maltepe Üniversitesi, Yat Tasarımı Bölümü Kurucu Başkanı
Yat tasarımı eğitiminde Türkiye’nin çok önemli bir işlevi, “dünyadaki ilk lisans programını” kurmuş olmasıdır. Bu programın rasyonelleri, öncelikle, bir doktora tezi çerçevesinde ortaya konmuştur. Bu tez savunulmuş ve bilimsel geçerliliği jüri tarafından kabul görmüşse de; bu tezde ortaya konulan verilerin ışığında hayata geçen yat tasarımı bölümünün de, mesleki yorum ve eleştirilerin dışında kalacağı anlamını taşımaz. Tam tersine, bu program, disiplinler arası karakteriyle, tartışmanın odağında ve zengin entelektüel katkılarla gelişmeye, biçimlenmeye açık bir konumda bulunmaktadır.

Disiplinler Arasında Yeni Bir Disiplin
Disiplin, en genel tanımıyla “belirli bir konuyu kapsayan bilgilerin, etkileyici oranda rafine olmasını”1 temsil etmektedir. Bununla birlikte, eğer bir konuyu ilgilendiren bilgiler, başka bir uzmanlık alanının sınırlarına kadar dayanmış, hatta o sınırları geçmişse, yeni uzmanlık alanlarının doğması ve tanımlanması kaçınılmaz olmaktadır. Yeni disiplinler, ilk önce mevcut disiplinlerin içinde seçmeli ders olarak oluşmaktadırlar. Daha sonra bu derslerin içeriği genişlemekte ve zorunlu hale gelmektedir. Ardından, genellikle bu alandaki bilgi genişlemesi, mevcut disiplin içinde bir anabilim dalını ya da uzmanlık alanını ortaya çıkarmaktadır. Bilgi dairesinin genişlemesi ve işlenmesi, bu noktadan sonra, lisansüstü programa dönüşerek, sistemli biçimde kendi müfredatını ortaya koymaktadır. Bir süre sonra, yeni disiplin, lisans programı haline gelecek kadar çeperlerini genişletmektedir. Daha sonra yine yeni disiplinler, aynı döngüyle, bu lisans yeni programının içinden doğmakta ve gelişmektedirler. Yeni disiplinlerin, farklı bilim dallarıyla örtüşüm alanlarında ise yeni fakülteler ve enstitüler kurulmaktadır. Bu, disiplinler arası olmaklığın üniversitelerin idari çerçevesini yapılandıran bir niteliğidir. Bugün Türkiye’de ve dünyada üniversitelerde bulunan fakültelerin birçoğu son elli yıl içinde ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, günümüzde eğitim-öğretim yapan lisans programlarının çok büyük bölümü daha önce olmayan, son elli yıl içinde ortaya çıkmış programlardır. Uzmanlaşma ve bilgi birikimi sürdükçe de yeni disiplinler ortaya çıkacaktır. Yat tasarımı da, çağın evrensel ihtiyaç ve beklentilerine göre, mevcut disiplinlerin ara kesitinde şekillenmiş, yeni bir “disiplinler arası” programıdır. Bunlar, endüstri ürünleri tasarımı, iç mimarlık, mimarlık ve gemi inşaatı ve gemi makineleri mühendisliğidir.

Deniz aracı tasarlama etkinliğinin, disiplinler arası karakteri hakkında görüş bildiren ünlü tasarımcı Mario Pedol “Deniz araçları tasarımcısı (naval designer ya da nautical designer) olmak nasıl mümkündür?” sorusuna şöyle cevap vermektedir: “Bugün benim birçok iş arkadaşım mimarlık, gemi inşaatı ve gemi makineleri mühendisliği ya da başka bir tasarım disiplininde eğitim almış olmasına karşın bu konuda ‘yalnızca’ uzmanlaşma kursları vardır. Sıklıkla deniz araçları sektöründe uygulamalar, güçlü bir tutkuya sahip ve çoğu kendini yetiştirmiş profesyonellerce yapılmaktadır. Ben herşeyin ötesinde ‘dış ve iç tasarımı’ da kapsayacak biçimde projelerin tasarımını yapıyorum. Taşıt tasarımı, projeler karmaşıklaşmaya başladığı zamandan beri büyük uzmanlaşma gerektiren bir sektör halini aldı”2.

Disiplinin Adı
Bu yeni lisans programının “yat tasarımı” adını taşıması; akademik ve sektörel çevrede eksik bir algıya ve yanlış anlamalara neden olmaktadır. Bu olumsuzluk, yat tasarımının, “disiplinler arası” bir çizgide gelişmesinden ve üniversite dışında olgunlaşmasından kaynaklanmaktadır.

Bu yeni disiplinin gerekçelerini hazırlayan başlıca gelişmeler -styling (mimari biçimlendirme) ve iç mekan tasarımı alanındaki-, özellikle “yat” sınıfı deniz araçları üzerinde vuku bulmuştur. Ancak, söz gelimi, nasıl mimarlık “yalnızca konutları ya da iş yapılarını içerip, askeri ya da turistik mekanları mimarlık ürünleri saymayan” bir zeminde tanımlanmıyorsa; deniz aracı tasarlama etkinliği de “yalnızca yat sınıfı deniz araçlarını kapsayıp, diğer bütün yüzen araçları, bu evrenin dışında bırakan ve yokumsayan indirgeyici bir anlayışla ele alınamaz”. Örneğin, kısa mesafeli toplu taşıma araçları -deniz taksileri, deniz otobüsleri, şehir hatları gemileri, deniz ambulansları vb.- kuşku yoktur ki styling ve iç mekan programatikleri açısından tasarım etkinliğine tabidir ve bu anlamda tasarım ürünleridir. Aynı şekilde, yüzkırk metre boyunda bir süperyat, birçok yolcu gemisinden büyüktür ve bu aracın tasarım kurgusu başlı başına bir styling etkinliğidir. Dolayısıyla, aslında programımız, tüm yüzen taşıtların arkitektonik kuruluşunun, örgütlü biçimde aktarıldığı bir programdır.

Bunun yanında, yanlış anlamalara mahal vermemek için, bir noktanın önemle altı çizilmelidir. Yat tasarımı “gemi inşaatı ve makineleri mühendisliği (naval architecture and marine engineering)” programı değildir; böyle bir iddiası da yoktur. Tanımlanan çizgi, deniz araçları (nautical vehicles)nın  “mühendislik tasarımı değil”, “mimari -ve aynı zamanda iç mimari- tasarımıdır”. Bu vakıa günümüzde, dünyada saygın üniversite çevrelerinde, bilimsel meşruiyetini kanıtlamıştır. Bütün bu bilgilere dayanarak, programın içerik ve vizyonunu tanımlaması açısından, yapılan araştırma ve çalışmalar; bu bölümün isminde yeni bir düzenleme yapılmasını gerekli kılmaktadır.

İngilizce’deki “nautical design” ve İtalyanca’daki “disegno nautico” terimlerinin karşılığı olarak; tekne tasarımı, gemi ve yat tasarımı, deniz araçları tasarımı, deniz taşıtları tasarımı, sucul araç tasarımı, notik tasarım, akuatik tasarım ve daha başka birçok isimler üzerinde yıllardır yapılan eytişim ve tartışmalar; bu isimlerin hiçbirinin yeterli derecede, bu programın içeriğini karşılamadığını göstermektedir. Bu terimlerin çok parçalılığı, düzey ve kapsam açısından yetersizliği; program için en uygun olan ismin “Denizel Tasarım” olduğu vargısına bizi ulaştırmaktadır. Dolayısıyla, bu ismin kullanımının özendirilmesi gerekmektedir.

Diğer Disiplinler ve Yat Tasarımı
Söz konusu diğer disiplinlerden hiçbirinin, yat tasarımına ilişkin geniş kapsamlı bilgileri vermek gibi bir akademik sorumluluğu yoktur. Yat tasarımına ilişkin bilgiler bu mevcut programların içine seçmeli dersler ve kürsüler biçiminde sığmadığından yeni bir programa gereksinim duyulmuştur. Ancak özellikle iç mimarlık ve endüstri ürünleri tasarımı bölümlerinde, çeşitli sınıfta deniz araçları, kimi zaman dönem projesi konusu olarak verilmektedir. Bu disiplinlerin yat tasarımıyla ne ölçüde ilgileneceğini belirleyen ölçütler, bu uygulamaları yapan disiplinlerce tartışılmalıdır. Akademik ortam (üniversite) bu sorulara, paneller ve sempozyumlar çerçevesinde yanıtlar aramalı; ortak bir dil geliştirilmelidir.

Yat tasarımı bölümü müfredatı, en çok endüstri ürünleri tasarımı programına benzemektedir. Ancak bir üniversitenin endüstri ürünleri tasarımı bölümünde, bir ya da iki adet deniz aracı tasarımı projesi yapılmasıyla, bu alanda yetkinliğe ulaşmak hiç kuşkusuz mümkün değildir. Bir deniz aracının mimari biçimlendirmesi, elementer düzeyde mühendislik bilgisi gerektirmektedir. Özellikle gemi mühendisliği programı müfredatında bulunan “gemi geometrisi, gemi teorisi, mukavemet ve gemi makineleri ve elemanları” gibi derslerin alınmasını gerektirmektedir. Bunun yanında, bütün uygulamalı bilimlerde, proje disiplininde yetkinlik kazanmak, sürekli uygulama yapmakla mümkündür. Bütün bu derslerle, mevcut tasarım disiplinlerinin müfredatı şişirilemeyeceğine -örneğin bütün uygulamaların yatlardan oluşturulamayacağına ya da bölüm müfredatını deniz araçlarına göre kurgulamak gibi bir değişiklik yapması beklenemeyeceğine- göre, bu bölümlerde yapılan uygulamaların değerlendirme ölçütleri belirlenmelidir.

Bunun yanında yat tasarımının öne çıkan bir özelliği ise, bir denizcilik programı olmasıdır. Böylelikle, ortak faaliyet alanları dikkate alındığında, sivil ve askeri, bütün denizcilik programlarıyla aynı ailenin doğal bir üyesidir.

Ayrıca bu saptamalara bağlı olarak, Bologna süreci ve AB uyum programı kapsamında, Avrupa ülkeleriyle öğrenci alışverişi yapılmalıdır. Bu alışverişin yapılabileceği disiplinler, başta endüstri ürünleri tasarımı ve gemi inşaatı ve gemi makineleri mühendisliğidir.

Yat Tasarımında Lisans Eğitimi
Dünyada lisans düzeyinde eğitimi veren ilk program Türkiye’de 2009’da açılmıştır. T. C. Maltepe Üniversitesi’nde Mimarlık Fakültesi’ne bağlı çalışan bu bölüm MF 4 türünden puanla öğrenci almaktadır. Bölümün kontenjanı elli bir (51) kişidir. Mimarlık fakültesi şemsiyesi altında, bu bölüm haricinde, mimarlık ve iç mimarlık bölümleri bulunmaktadır. Bu fakültede 2011-212 yılı itibarıyla bütünleşik eğitime geçilmiştir. Her üç disiplin de ilk yılı birlikte okumakta, yat tasarımı bölümü ikinci yıl itibarıyla bu disiplinlerden ayrılmaktadır. Program, bir yatın, temel mühendislik özelliklerini öngörerek, styling ve iç mekan tasarımını yapabilecek  öğrenciler yetiştirme amacına göre kurgulanmıştır. Bu noktadan da anlaşılacağın üzere, yat tasarımı kabaca üç tasarım etkinliğini içermektedir. Bunlar: 1- Styling (mimari tasarım/ biçimlendirme), 2- İç mekan tasarımı ve 3- Mühendislik tasarımıdır.(*)
 
Yat Tasarımında Lisans Üstü Eğitimi
Bugün batıda yat tasarımını konu alan, yüksek lisans eğitimi veren okullar mevcuttur. Bu okullar birbirilerinden farklı müfredat ve isimlerle eğitim yapmaktadırlar. Eğitim süreleri ve statüleri de birbirlerinden farklıdır. Bazıları mühendislik tasarım bazıları ise mimari tasarım (styling ve iç mekan tasarımı) ağırlıklı müfredatlara sahiptirler. Mühendislik tasarımı konusunda University of Southampton’daki “Yacht and Small Crafts” programı bu alanda en köklü programdır. Bunun yanında İtalya’nın La Spezia kentindeki Universita di Genoa’ya bağlı “Ingegneria Navale” isimli yüksek lisans programı mühendislik tasarımında öne çıkmaktadır. Ayrıca, elbette mühendislik tasarımda uzmanlaşmak isteyenler için, doğru bir seçenek gemi inşaatı ve gemi makineleri mühendisliği disiplininde yüksek lisans yapmaktır.

Styling ve iç mekan tasarımı -ki bunlar da artık birbirinden ayrışmış uzmanlık alalnlarıdır- konusunda  ise yine La Spezia’daki Universita di Genoa’ya bağlı “Disegno Nautico e Navale (denizel tasarım)” isimli yüksek lisans programı bu konuda çok öne çıkan bir programdır. Ayrıca yine İtalya’da  Istituto Quasar (Roma), Politecnico di Milano (Milano) ve Istituto Europeo di Design (Venedik)’da “Master of Yacht Design” ismiyle eğitim yapan programlar bulunmaktadır. Bunun yanında ABD’de Westlawn Intitute’da “Boat Design” isminde, daha ziyade uygulamaya yönelik, Avrupa okullarının styling eğitimi açısından biraz daha gerisinde olduğu izlenimini veren bir program bulunmaktadır.

Bütün bunlardan bağımsız olarak, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yat tasarımı yüksek lisans programı açılmıştır. Aynı isimdeki program MSGSÜ’nde açılmaktadır.

Programların isimlerinden de belli olduğu üzere, Avrupa ve dünyada, yat tasarımı yüksek lisans konusunda, akademik platformda ortak bir eğitim dili hala kurgulanamamıştır. Aynı ülkelerdeki üniversitelerde bile, programlar ve süreleri birbirlerini tutmamaktadır. Ayrıca bu eğitim programları öğrencilere gerekli donanım ve vizyonu vermekte yetersiz kalmaktadırlar. Bunun yanında öğrencilerin, bu okullara hangi ölçütlere göre alınacağına ilişkin bir standardizasyon da bulunmamaktadır.

Yat tasarımı disiplini, gemi inşaatı ve makineleri mühendisliği ile iç içe olduğundan, program elbette bu disiplinin desteğine gereksinim duyacak ve bu disiplinden destek alacaktır. Bununla birlikte, programa endüstri ürünleri tasarımı, iç mimarlık ve mimarlık kökenlerinin yanı sıra, doğal olarak, gemi mühendisliği mezunu bölümü öğrencilerin de alınması gerekmektedir. Ancak bu konuda önemli bir sıkıntı ortaya çıkmaktadır. Mühendislik eğitiminin formasyonu, tasarım eğitiminden belirgin özellikleriyle ayrılmaktadır. Mühendislik leksikonunda “tasarım” edimi, tasarım disiplinlerinde olduğundan farklı eylemleri içermektedir. “Mühendislik disiplinlerinde de bilgi olarak ‘geçerli’ sayılan şey, şu anda ilkece vazgeçilebilir veya değiştirilebilir olan bir kavrayış tarzına göre gerçekleştirilmiş bir doğrulama etkinliği -deney, hesaplama vb.- ile elde edilmektedir”3.   Bu anlamda, gemi mühendisliği ve tasarım disiplinlerinden farklı bir meslek alanıdır. Unutulmamalıdır ki, yüksek lisans programları, meslek okulları değildir ve bu gibi uygulamalı bilimlerde, eğitim, proje temelli yürümektedir. Keza ömründe hiç styling projesi ya da iç mekan projesi yapmamış bir gemi mühendisi, hiç kuşkusuz, bütün yüksek lisans eğitimi boyunca, proje tasarlayıp “yeniden” meslek öğrenemez ve bunun üzerine bir de tez yazamaz. Bir başka deyişler, iki yarıyıllık programının tümünü proje disiplinine ayıramaz. Zaten yalnızca iki proje yapmakla bir kişinin “meslek sahibi” olması da beklenemez. Eğer öyle olsaydı, tasarım disiplinlerinin her bir döneminde en az bir proje olmazdı. Zira yüksek lisans programlarının amacı, meslek öğrenmek değil, çeşitli dersler alarak o meslekte uzmanlaşmaktır.

Bunun muadili sorunlar, mimar ve endüstri ürünleri tasarımcıları içinde bile mevcutken; yat tasarımı yüksek lisans programına kabul edilecek gemi inşaatı ve makineleri mühendisliği bölümü mezunu öğrenciler, kesinlikle iki yarıyıllık bir mesleki temel eğitime tabi tutulduktan sonra programa başlatılmalıdır. Disiplinler arası jargon uyuşmazlıları nedeniyle bu sorun, dünyanın diğer noktalarında da sıkıntıları haizdir. Müfredatlarının, hiçbirinin birbirini tutmadığı yüksek lisans ve sertifika programları konusu, işte bu yüzden özellikle mühendisler açısından sorunludur.

Bu anlamda görüntü odur ki, herhangi bir yat tasarımı yüksek lisans programı, mevcut tasarım disiplinlerinde verilen bir temelin üzerine inşa edilecek bir bina değildir. Yat tasarımı iç mimarlığın, endüstri ürünleri tasarımının ya da gemi inşaatı ve makine mühendisliğinin bir alt dalı ya da uzmanlık dalı değildir. Çünkü bu programlarda, üzerinde uzmanlaşılacak bir bilgi ancak nebülöz halinde bulunmaktadır. Bu nebülözün düzene sokulması demek, tasarım disiplinlerinin müfredatını yeniden tasarlamak anlamına gelmektedir ki, bu da önceki bölümde zikrolunduğu üzere, mevcut müfredatların iyice şişerek altı seneyi bulması anlamına gelmektedir. Zaten bu yüzden, yat tasarımı bağımsız bir disiplin görüntüsü vermektedir.

Türkiye’de yat tasarımında gerek lisans gerekse yüksek lisans boyutunda eğitim standardı öncelikle müfredat ekseninde yakalanmalıdır. Programlarda sanki birbirlerinden farklı meslek dallarıymışçasına uzaklaşılarak eğitim yapılmamalıdır. Fakülte ve enstitülerde bu eğitimi verecek akademisyenler en önce birbirini iyi anlamalıdır. T. C. Maltepe Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve MSGSÜ’nin bu girişimleri, iletişimi ve birlikte hareket etmeleri, hem bilime katkı hem de Türkiye açısından son derece önemlidir. Bu öneme dayanarak, ortak akıl ve ortak irade yat tasarımı yüksek lisans eğitimi için gereklidir. Bu çıkarsamadan hareketle, lisans üstü eğitimi -en azından Türkiye’de- üniter olmalıdır. Böylelikle daha baştan, bu eğitimde Türkiye ulusal bir ekolün yolunu açılacaktır.

Mezunların Çalışma Alanları
Gittikçe genişleyen yapısı ile dünyada yat inşaatı sektörü, büyük çapta araştırma-geliştirme ve yatırım faaliyetlerinde bulunmaktadır. Bu gelişmeler, denizci ülkelerin ekonomisine getirdiği yüksek katma değerler yanında, ülkeler için önemli prestij kazançları da sağlamaktadır. Bugünkü durumu ile çoklu ihtisas alanına sahip yat inşaatı sektöründe büyük eksikliğin yaşandığı Türkiye’de, tasarım ve üretimde çalışacak uzman tasarımcılara olan gereksinim gittikçe artmaktadır.

Yat tasarımı disiplininin çalışma ve etkinlik alanı, yatların yanında styling ve iç mekan tasarımının lider rollere soyunduğu deniz araçlarının tümünü kapsamaktadır. Yat tasarımı programları, Türkiye’nin ve hiç kuşkusuz, dünya yat inşaatı sektörünün uzman tasarımcı gereksinimini karşılayacaktır. Bu programlar, mezunlarına, yat sınıfı deniz araçları üzerine faaliyet gösteren tasarım ofisleri, gemi inşaatı mühendisliği ofisleri, çeşitli boyutta tekne üreten atelyeler ve tersanelerde çalışma olanağının yanı sıra ve disiplinler arası bir akademik kariyer olanağı da sağlayacaktır. Dolayısıyla mezunlarının istihdam olanaklarının genişliği, yat tasarımı lisans ve lisans üstü programlarının çok güçlü bir yönüdür.

Bu gelişmenin çok önemli ve son halkaları da bu konudaki lisans ve yüksek lisans programlarının açılması olmuştur. Bu programlara -ve özellikle de lisans programına sahip olunması- Türkiye yat endüstrisinin tanıtımını üst düzeyde yapacağından, yabancı girişimciye de güven verecek ve sektör, yeni siparişlerle hareketlenecektir. Bu sonuçla Türkiye, tasarım mesleğindeki uluslararası saygınlığını perçinleyecektir. Türkiye’de bu konuya kendini adamaya hazır, çok yetenekli ve zeki gençler vardır. Kısacası, lisans ve yüksek lisans programlarının performansı arzu edilen devinimi yakalarsa, Türkiye “yat tasarımı sektöründe” çok kısa zamanda Avrupa’ya yetişir, geçer ve dünya lideri olur. Birçok yat tasarımı ofisleri açılır ve Türkiye dışarıya tasarım ihraç eder duruma gelir. Üretim hacmi, hızı ve kalitesi konusundaki dünya sıralamasındaki konumunu ise kesinlikle daha da yukarılara taşır. Aksi halde, ülke olarak bugün sahip olunan olanaklar, “kaynaklarının ucu yurt dışında olduğu için” yarın başka pazarlara kayıp gidebilir. Bu çok önemli bir noktadır. Pazar olarak, Türkiye koşulların uygun gelmediği takdirde, uluslararası girişimciler ünlü markalarını, teknolojilerini, yatırımlarını alıp, başka coğrafyalara gidebilirler. Uzakdoğuda ya da başka bir yerde üretimlerine devam edebilirler. Bilgiyi depolamak, işlemek ve üretir hale gelmek gereklidir. Ancak bu şekilde o bilim dalında ve o endüstride saygın bir konuma yükselmek mümkündür. Aksi takdirde, her ulusal pazar için, o suyun akıp gittiği bir yatak olma tehlikesi ve tehdidi vardır.

Türkiye, toplam yat üretiminde dünyada ilk on ülke arasında bulunmakta; megayat üretiminde ise üçüncülükle dördüncülük arasında gidip gelmektedir. Ülkede bu sektörde her türlü teknolojik olanak ve iş gücü bulunmaktadır. Ancak Türkiye, bu konumunu büyük ölçüde Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığına, ucuz ve kaliteli işgücüne borçludur.

Türkiye’de dünyanın sayılı en büyük yatları inşa edilmektedir. Ancak şunu önemle vurgulamak gerekir ki, Türkiye, bugün “yat” özelinde, denizcilik endüstrisinde -hem stylingde hem iç mekan tasarımında- büyük bir tasarım ülkesi değildir. İstanbul’da, Antalya’da ya da İzmir’de, dünyanın saygın yat markaları tersanelerle anlaşma yapmış ve seri üretimler yapmaktadır ancak, bu markaların tasarım ofisleri hep yabancı ülkelerde bulunmaktadır. Baş tasarımcıları, tasarımcıları ve mühendisleri ezici oranda yabancılardır. Saygın bir yat dergisinde, dünyadaki tasarım ofislerinin listesine bakıldığında görülür ki, bu konuda Türkiye’nin adı az geçmektedir. Dünyada, yat tasarımında, eğilimleri yönlendiren, bu pazardaki uluslararası politikaları belirleyen, tüketim alışkanlıklarını kodlayan en büyük merkez, Fransa’nın güney kıyılarından İtalya’da Viareggio’ya kadar uzanan kıyı şerididir. Bu merkezin dışındaki ilk periferde ise İngiltere, Almanya, Hollanda ve ABD gibi ülkeler bulunmaktadır. Türkiye bu anlamda; İspanya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Avustralya hatta İsviçre gibi ülkelerin bile dışındaki, uzak bir yörüngede seyretmektedir.

Sonuç
Türkiye’nin yat tasarımı eğitimi konusunda öncü bir ülke haline gelmesinin nedeni tek başına bireysel akademik girişimler ve çabalar değildir. Aslında bu tabloyu hazırlayan etmen, Türkiye’nin pazardaki rekabet gücüdür. Türkiye bu gücünü Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığından ve ucuz işgücünden almaktadır.
Dezavantajları ise, Türk firmalarının kurumsallaşamamasıdır. Bir ülkede deniz ve denizcilikle ilgili kurum ve kuruluş sayısı, deniz aracı sayısı, denizde yıllık taşınan yolcu sayısı o ülkenin denizcilikten ekonomik beklentisini ortaya koymaktadır. Bu bakışla, Türkiye’de denizciliğin ve bu çalışmanın konusunu oluşturan yat tasarımı eğitiminin de rolü ve geleceği, en genel anlamda Türkiye’nin “ulusal bir denizcilik politikası” olup olmamasına bağlıdır. Yoksa yat tasarımı eğitimini, tekil olarak Türkiye’de yat firmaları ya da evrensel anlamda tasarım disiplinlerinin gemi mühendisliğiyle ilişkileri ölçeğinde anlamaya çalışıp, ona biçim vermeye çalışmak yararsızdır. Yat tasarımı eğitimi, denizcilik endüstrisinde aranan tasarımcı tipine göre kurgulanmalıdır. Öğrencinin mesleki yaşamında kullanacağı bilgilerin öncelik sırası, piyasanın beklentilerine göre belirlenmelidir. Daha açık bir ifadeyle bir yat, aynı zamanda hem endüstri, hem mimarlık hem de mühendislik ürünüdür. Ancak yat tasarımı, ne endüstri ürünleri tasarımı, ne mühendislik ne de mimarlıktır. Uzmanlaşmadan kaçınmak yararsız olduğuna göre, yat tasarımcısı olacak kişiye, mesleki yaşamında “en çok gerekli olan bilgilerin” verilmesi gereklidir. Bu bilgilerin neler olduğunun ve hangi sıra ve kapsamla öğretilmesi gerektiği tartışmasının yapılacağı ortam ise panel, sempozyum ve kongre gibi bilimsel toplantılardır. Bu toplantılara konuyla ilgilenen akademsiyenlerin ve piyasada çalışan uzmanların katılımı çok önemlidir. Sonuç olarak, bu bölüm Türkiye’de denizcilik sektörüne de rahatlık, prestij ve güven getirecektir.

Kaynakça
  • Adams, James L. Bir Mühendisin Dünyası. Ankara: Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2004.
  • Pedol, Mario. Il Mare a Milano!, Nauta Design’ın başkanı Mario Pedol ile röportaj. www.designvillage.it/newsite/site/default.asp.
  • Snow, C. P. İki Kültür, Çev. Tuncay Birkan, Tübitak, 1999.
  • Ünlüsü, Cavit.“Türkiye’nin Megayat İmalatında Dünyadaki Yeri ve Önemi” Boat Builder. Kasım-Aralık 2010.